8 Ocak 2010 Cuma

DİYADİN BELEDİYESİ EĞİTİM DESTEK EVİ


AĞRI'DA DOĞUBEYAZIT İLÇEMİZDEN SONRA İLÇEMİZDE SAYIN BELEDİYE BAŞKANIMIZ CELEL TANRIVER'DİNİN DESDEĞİ İLE AÇILAN EĞİTİM DESTEK EVİ BİR NEVİ DERSHANE OLUYOR.AÇILIŞINI YAPAN BAŞKANIMIZ VE DESTEK EVİ MÜDÜRÜ SAYIN VEDAT AKŞİT BU DERSHANENİN YENİ NESİLLERİN ELİNE GEÇECEĞİNİ AÇIKLADILAR.DESTEK EVİMİZ 4 SINIFTAN TAM 200 ÖĞRENCİ VE ÖSS GURUBU BULUNMAKDA.BU SENE EN AZ 8. SINIFLARDAN 25 FEN LİSESİ 75 ANADOLU LİSESİ VE DİĞER LİSELERİ HEDEFLEMEKTE TABİİ BU SENE AÇILAN BİR DESTEK EVİ BUNU HEDEFLİYORSA GELECEKDE DİYADİNİMİZDEN 500 ÖĞRENCİYİ FEN LİSESİNE GÖNDERİRİZ.

5 Eylül 2009 Cumartesi

AĞRI YİNE SONUNCU !!!

Aylık Cnbc - e Business Dergisi'nin yaptırdığı araştırmada Ağrı, Türkiye'nin yaşanabilir kentler listesinde yine 81 sırada yer alarak sondan birinci oldu.

“En Yaşanabilir Kentler” sıralamasında Ankara birinci sırada yer alırken, ikinci Eskişehir, üçüncü ise İstanbul oldu.

CNBC-e Business araştırmasına göre Yaşamak için en ideal şehirler:

1- Ankara,
2- Eskişehir,
3- İstanbul
...
79- Hakkari,
80- Diyarbakır,
81- Ağrı

CNBC-e Business tarafından yapılan araştırmaya göre yaşanabilir kentler sıralamasında sonuncu olan Ağrı ili için şu ifadelere yer verildi.

AĞRI - Eğitim altyapısı en kötü şehir. Ekonomi parametresinden bakıldığında sondan bir önceki sırada. Üniversite mezunu oranının da en düşük olduğu il. Her 47 yetişkinden ancak biri üniversite bitirebilmiş. Okur yazar oranı en düşük il de Ağrı. En iyi iki özelliği, işsizlik oranının düşüklüğü ve ucuzluk.


(İAD)

2 Eylül 2009 Çarşamba

PROJE RESİMİMİZ



MİLLETVEKİLİMİZ MEHMET HANİFİ ALIR DİYADİN'DE


AK Parti Ağrı Milletvekili Mehmet Hanifi Alır, hükümetin Kürt Açılımı konusunda herkesin yükümlü olduğunu belirterek, kardeşlik ve huzur projesinin, tüm sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin, kurumların, aydınların ve halkın düşünceleri ve katkılarıyla şekil bulacağını söyledi.
Bir süredir ziyaret ve incelemelerde bulanmak üzere seçim bölgesi olan
Ağrı'da bulunan AK Parti Ağrı Milletvekili Mehmet Hanifi Alır Diyadin ilçesini ziyaret etti.


AK Parti
İlçe teşkilatı tarafından karşılanan Alır, Parti binasına geçerek bir süre partililerle sohbet etti. İlçe Kaymakamı Berkan Sönmezay ziyaret eden Mehmet Hanifi Alır, İlçe emniyet amirliği ziyareti sonrasında Diyadin Belediyesine geçti. Belediye Başkanı Celal Tanrıverdi ile bir süre sohbet eden Alır, burada hükümetin Kürt açılımı ile ilgili bir değerlendirme yaptı.



Artık annelerin gözyaşlarının ve akan kanın durdurulması gerektiğini ifade eden Alır " Sorunun çözümü ülkemizin geleceği açısından, annelerimizin gözyaşlarının ve akan kanın durdurulması ve çözümü yönünde, herkesin üzerine
ağır sorumluluklar düşmektedir. Biz buna huzur ve kardeşlik projesi diyoruz. Demokratik açılım olan ve tüm siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin, aydınların, kurumların ve milletimizin düşünceleri ve katkılarıyla şekil bulactır. Korkulacak hiç bir şey yoktur. Toplumun bütün bireyleri cesurca hükümeti desteklemelidir. Yeter ki biz cesur olalım. Her şey çözülecektir" dedi.
İftarını Diyadin'de açan Milletvekili Mehmet Hanifi Alır, Daha sonra
Ağrı'ya hareket etti.

31 Ağustos 2009 Pazartesi

MEMLEKET GİBİSİ YOK.!!!.


İnsan memleketini niye sever? Başka çaresi yoktur da ondan... Ama biz biliriz ki bir yerde mutlu, mesut olmanın ilk şartı orayı sevmektir. Burayı seversen burası dünyanın en güzel yeridir. Ama dünyanın en güzel yerini sevmezsen orası dünyanın en güzel yeri değildir...

29 Ağustos 2009 Cumartesi

KÜRESEL ISINMA AĞRI DAĞI'NADA VURDU !!!


küresel ısınmanın etkilerini göstermek amacıyla bisikletle Ağrı Dağı'na tırmanan Delta Bisiklet Grubu, Ağrı Dağı'nın zirvesinin küresel ısınma nedeniyle 5 metre eridiğini gösterdi.


Daha ilkokulda hepimiz Ağrı Dağı'nın yüksekliğinin 5.137 metre olduğunu öğrendik, ancak geçtiğimiz haftalarda Ağrı Dağı'na bisikletle tırmanan Delta Bisiklet Grubu gösterdi ki gerçek bu değil. Küresel ısınmaya dikkat çekmek amacıyla dünyanın en çevreci taşıtı bisikletle Ağrı Dağı'na çıkan ekibin kanıtlamak istediği, küresel ısınmanın etkilerini gösterdiği en belirgin yerlerden biri olan Ağrı Dağı'nın zirvesindeki buzulların eridiği
ve her yıl zirvemizin biraz daha alçaldığıydı.


Delta Bisiklet Grubu; Ulaş, Gökcan, Yüksel, Selam ve Ekrem Baydar kardeşler; Evren Okçu, Burak Kinet, Serhat Kangöz, Özlem Veli Erdem, Hasan Çağdaş, Umut Bektaş, Taner Doğru, Orkun Doğru, Burak Murat Bayram, Barış Topçu ve Bengüç Özerdem böyle bir misyonla 2 Ağustos'ta yola çıktı.


Çocukların üç tekerlekli bisikletleriyle 'Küresel ısınmaya hayır' sloganlarıyla zirveye uğurladığı ekibin
Doğubayazıt'tan tırmanışa nasıl başladığını pedal basanlardan Bengüç Özerdem şöyle anlatıyor: 'Dağ bisikletinin bile yol almakta zorluk çektiği patikalar, sivri kayaların arasında yol buldukça pedal basıyor, kimi zaman da Bisikleti sırtımıza alarak ilerlemeye çalışıyorduk. İlk hedefimiz ana kamp 3 bin 200 metreydi. Zoru başarmak için yola çıkan ekip, bir yandan zorlu parkurda ilerliyor diğer yandan da yüksekliğin verdiği zorluklarla boğuşuyordu. 3 bin 200 kampı göründüğünde bedenler tükenmiş, güç bitmişti. Oysa burası '3 bin 200 kampına bisikletle gelmek imkansız' diyenleri utandıran ekibimizin, hedefinin başlangıcıydı. Onları bekleyen daha zorlu bir etap vardı. 4 bin 200 kampı ve zirve 5 bin 137!'


4 BİN 200'DEN SONRA BİSİKLETLER SIRTTA


Bu zorlu parkurda, 20 kişilik ekipten ilk kez dağa çıkan 4 kişi yükseklik hastalığına maruz kalıp pedal bırakınca rehber Hasan Çağdaş, 4 bin 200 kampına iki bisikletle gitme kararı veriyor. Zira kayalık ve çakıl yolda gitmek imkansız olduğundan bisikletler daha çok sırtta taşınacak. 4 bin 200 kampından sonra da yükseklik hastalığı nedeniyle 2 fire daha verilirken bisikletler de teke düşüyor. Özerdem, bu zorluğu yolculuğu anlatmaya devam ediyor: 'Artık hedefimiz zirve. Yolumuz ise sadece karlı-buzlu dik kayalardan kaplı uçurumların yamacındaki zirve yolu. Hava sıfırın altında 10 derece. Saat gece yarısı 02.00'de kalk veriliyor. Kimse çadırından çıkmak istemezcesine uyku tulumuna yapışıyor. Bisiklet parçalanarak ekibe bölüştürülüyor. Oksijen azlığı, yolun Kar ve buz tutmuş aman vermez zorluğu ve Havanın soğukluğu bizi durduramıyor. Hedefe kitlenmişçesine ilerliyoruz. Minik adımlar bizi zirveye yaklaştırıyor ama nefes aldırmayan soğuk ve yükseklik bizi epey zorluyor.'
'Nefesleri kesen' deyiminin hakkını veren yükseklikte bu zorlu yolculuğu bisikletle tamamlayarak bir ilki gerçekleştiren ekibi, zirvede tüm Türkiye'ye göstermek istedikleri üzücü sonuç karşılıyor: Zirve yüksekliği 5 bin 132 metre Yani koskoca dağ küresel ısınma nedeniyle tam 5 metre erimiş. Nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu göstermek uğruna canını dişine takan Delta Bisiklet Grubu Ağrı Dağı'nın zirvesinden şöyle sesleniyor: 'Lütfen çevreye ve küresel ısınmaya duyarlı olun. Bisikletle bile Türkiye'nin zirvesine çıkıyorsanız çevreyi kirletmeden de dilediğiniz yere ulaşırsınız.'

AĞRI BELEDİYESİ ÇALIŞMA ALANLARI


Ağrı Belediye Başkanı Hasan Arslan, AK Parti Ağrı Milletvekili Mehmet Hanifi Alır ile birlikte Belediyenin çalışmalarını yerinde inceleyerek yetkililerden bilgiler aldılar.
İlk olarak Batıkent Sitesi’ni dolaşan
Başkan Arslan ve Milletvekili Alır, site sakinleri ile sohbet ederek çalışmaları değerlendirdiler.
Daha sonra Şirinkent ve yeni üniversite sahasını gezen Hasan Arslan ve Mehmet Hanifi Alır, sırasıyla sanayi sitesi, otopark alanı, sebze pazarı inşaatını ziyaret ederek yapılan çalışmaları yerinde gördüler.

Yetkililerden bilgiler alarak inşaat işçileri ile sohbet eden Başkan Hasan Arslan ve Milletvekili M.Hanifi Alır gördükleri vatandaşlarla sohbet ederek yapılan çalışmaları değerlendirdiler. Yapılan hizmetlerin çok yerinde olduğunu belirten Milletvekili Hanifi Alır, Hasan Arslan’ın Ağrı Belediyesi için büyük bir şans olduğunu söyledi. Bu dönemi çok iyi değerlendireceklerini vurgulayan Alır "Güzel bir periyot yakaladık. Herkes kendi alanında çok iyi işler yapıyor. Belediyenin çalışmalarını görünce gurur duydum. İnş her geçen Gün daha güzel olacak" dedi.

Ağrı Belediyesi’ni devir alırken, hiçbir mazeret üretmediklerini ve bu doğrultuda çalıştıklarını ifade eden Ağrı Belediye Başkanı Hasan Arslan, kısa sürede güzel projeler ortaya çıkardıklarını söyledi. Ağrı'nın değişik birçok bölgesinde belediye çalışmalarının süratle devam ettiğini dile getiren Arslan “Sorunları çok iyi biliyoruz ancak hepsinin çözümü için biraz zamana ihtiyaç var. Öncelikli sorunları çözmek için kolları sıvadık ve aralıksız çalışıyoruz. Tüm ekiplerimiz gece yarılarını bulan bir fedakârlıkla çalışıyorlar. İnşallah Ağrı hak ettiği hizmeti kısa sürede alacaktır” dedi.

Yapılan ziyaretlerinin ardından Ağrı Belediyesi’nde bir müddet dinlenen ve bekleyen vatandaşların sorunlarını dinleyen Başkan Arslan ve Milletvekili Alır, bu defa yapımı devam Ağrı Havaalanındaki çalışmaları yerinde incelediler. Gezi programı iftar öncesi son buldu.


(İAD)

OKUL HARÇLIKLARINI KÖMÜR TAŞIYARAK ÇIKARIYORLAR


Ağrı'nın Hamur ilçesinde bir grup ortaöğretim öğrencisi okul harçlıklarını kömür taşıyarak çıkarıyorlar.


Ortaöğretimde okuyan Serkan Demir, Erkan Demir ve Tuncay Taşdemir isimli öğrenciler, okulların açılmasına az bir zaman kala kömür taşıyarak harçlıklarını çıkarmaya çalışıyorlar. Müteahhit tarafından ilçedeki resmi kurumlara getirilen kömürlerin boşaltma ve taşıma işini yapan öğrenciler, okulların tatil olmasından sonra yaklaşık üç aydır boş kaldıklarını bu sürede çalışıp Aile bütçesine katkı sağlamak istediklerini kaydettiler.


Öğrenciler, "Ancak yaz aylarının sonunda ilçedeki işyerleri ve resmi kurumlara kömür geldiğinde arkadaşlar birleşip tonu 5 TL'den boşaltıp içeriye taşıyoruz. Bir sezonda en fazla 300 ton kömür satıldığından çok fazla para kazanmıyoruz. Kazandığımız bu parayla da okul için kıyafet ve diğer ihtiyaçlarımızı karşılamaya çalışacağız" dediler.

(İAD)

28 Ağustos 2009 Cuma

AHMED-İ HANİ TÜRBESİNE ZİYARETÇİ AKINI




Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, AK Parti Meclis Grubu'nda 'Kürt Açılımı' ile İlgili Yaptığı Konuşmada Adından Bahsettiği Ahmed-i Hani İlgi Odağı Oldu.

Erdoğan'ın, ''Fuzuli'nin şiirleri nasıl ruhumuza hitap ediyorsa, Ahmed-i Hani'nin dizeleri de aynı şekilde bizi duygulandırmıyor mu?'' dediği mutasavvıf şairin Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesindeki türbesini her Gün yüzlerce kişi ziyaret ediyor. Başbakan'ın konuşmasından sonra, 17. yüzyılda yaşamış mutasavvıf şair Ahmed-i Hani'nin mezarını ziyarete gelenlerin sayısının bir anda arttığını söyleyen türbe görevlisi Engin Beyazıt, günlük 300 civarındaki ziyaretçi sayısının bugünlerde 5'e katlandığını ifade etti.

Ahmed-i Hani'nin 1600'lü yıllarda doğduğunu, Doğu Anadolu Bölgesi'ni dolaşarak Arapça ve dini ilimler okuduğunu, ayrıca Astronomi ile ilgilendiğini anlatan Beyazıt, Başbakan Erdoğan'ın, Ahmed-i Hani'den bahsetmesinden büyük memnunluk duyduklarını kaydetti.
Türbeyi ziyarete gelenler de daha önce fazla tanımadıkları mutasavvıf şaire meraklarının arttığını, bu yüzden ziyaret ettiklerini dile getirdi.


17. yüzyılda, divân edebiyatının, Kürtçe'nin Kurmanci lehçesine uyarlanmış şekli olan "Mem û Zîn"i yazan Ahmed-i Hâni, yaşadığı yörede zaman zaman şeyh olarak kabul edilmiş, Hani Baba adıyla da anılmış.

Doğubayazıt medreselerinde müderrislik ve saray kâtipliği yapan şairin türbesi, Ağrı'nın Doğubayazıt ilçesine 8 kilometre mesafede, İshak Paşa Sarayı'nın üst kısmında bulunuyor.


(İAD)


(diyadinnet'e TEŞEKKÜRLER!!!)

27 Ağustos 2009 Perşembe

İLK ADIM DERGİSİ


BİZİM SİTEMİZE GİREN HERKESE TEŞEKKÜRLER.AMACIMIZ BURDA DAHA KALİTELİ VE OKUNABİLİR YAZILAR YAYINLAMAK VE YAPMAKTIR.SAYIN METİN VE ÇETİN GARİP'E ÇOK TEŞEKKÜR EDİYOR.DİYADİN'İN BÜYÜK HABER KAYNAĞI OLAN diyadinnet.com'a DAHA İYİ YERLERE VE DAHA İYİ KONUMA GELME DİLEĞİ İLE.WEB ADRESİMİZDE YAYINLANMIŞ OLAN ESKİ HABERLERİ KALDIRMIYORUZ Kİ OKURLARIMIZIN ESKİLERE İHTİYAÇ DUYACAKLARINDAN.UNUTMAYIN Kİ BİR GÜN GELECEK İLK ADIM DERGİSİNİ BÜTÜN TÜRKİYENİN HER YERİNDE VE TOZSUZ RAFLARDA TEMİZ VE BİLGİLENDİRİCİ OLARAK HALKA SUNULACAKTIR.


İMTİYAZ SAHİBİ-YAZI İŞLER MÜDÜRÜ VE GENEL
YAYIN YÖNETMENİ
SERHAT MAZLUM ÖZDEN

23 Ağustos 2009 Pazar

22 Ağustos 2009 Cumartesi

BİR ÖĞRETMENİN SERÜVENİ


On yedi yıl sekiz ay. Ağrı'nın Diyadin İlçesi Yeniçadır Köyü’ne öğretmen olarak tayin emrini aldığımda, on yedi yıl sekiz aylık çocuk sayılacak bir gençtim.
On sekiz yaşımdan
Gün alamadığım için, öğretmen olan babamın bir meslektaşının şahitliğinde kaza-i rüşt ispatımızla birlikte Ağrı'nın yolunu tutmadan önce, çocuksu heyecanlarımın, mesleki sorumluluklarımın önüne geçmesine fırsat veriyordum.
Bu çocuksu heyecanlarım, ilk defa beni gururlandırıyor, içimi derin bir mutluluk
ve sanki sonsuz bir özgürlüğe yelken açıyor hissiyle tarifsiz keyifler alıyordum.
İlk'leri yaşamak, mutluluk ve güven duygusu içinde beni sarmalıyor, heyecanlarıma yeni coşkular kondurmak için ilk'lerimi sıraya diziyor, yeni açılımlarımdan da umarsız keyifler alıyordum.
İlk defa Sanyo marka, tuşlu ve ses kayıt özelliği olan bir teyp edinmiştim mesela,
İlk defa taş plaklardan, Müzeyyen Senar'ın bütün eserlerini üç adet doksanlık kasete çektirmem epey bir vaktimi almıştı.
İlk defa Ankara Garından Dostoyevski'nin iki, Tolstoy'un bir ve Jack Lynn'in “öğretmen” kitabını alırken, Erzurum treni için son kalkış düdüğü çalıyordu.
İlk defa edindiğim, deri kılıflı standart markalı radyom iki adet
Kalem pilsiz katiyen çalışmazdı.
İlk defa Küçük ve Büyük
Ağrı dağlarını daha yakın edebilme adına, bir dürbün satın almam dahi, çocuksu meraklarımın bir tezahürü olarak gerçekleşmişti.
İlk defa gurbette
yemek pişireceğimi düşünen annem Alüminyum bir tava, bir Tencere ve bir de çaydanlık takımı koymuştu denklerimin arasına.
Köye ulaştığımda ise sadece on yedi yıl sekiz
Ay ve iki gün geçmişti. Daha iki gün büyüyebilmiş, ama Ağrı'nın Diyadin İlçesinin, Yeniçadır Köyünü, vardığım ilçede bilen olmamıştı.
Doğu Beyazıt'ta okuyan bir lise öğrencisi Bozo'nun yeni isminin artık Yeniçadır olduğunu söylediğinde, ilk heyecanlarımın yerini, artık bilinemez kuşkulara ve korkulara bırakacağını oracıkta hissedebilmiştim.
İlçenin var olan ilk tek motorlu aracı olan kırmızı inter marka bir kamyonet
ile köye ulaşmamız çok zor koşullarda gerçekleştiğinde, hayatımın belki de en zor yıllarının geçebileceği hükmüne varmıştım.
Doğu Anadolu'nun en ucu sayılan, sınıra otuz beş kilometre mesafedeki Yeniçadır (Bozo) köyünü, Türkiye gündeminde yer
alan açılımlar noktasında bu vesile ile saygıyla yad ediyor,
Ve
Fakat
İlk defa, Küçük ve Büyük Ağrı dağlarını gördüğümde, daha önce bize dağ diye yutturduklarının tepeden ibaret olduklarını,
Her ve ilk gazlı lambaların isli yanışlarında, Bozo köyünü ve yaz kış tepesinden
Kar şapkası eksik olmayan Ağrı dağını,
Ata binmeyi ve sonrasında eyersiz dahi bunu başarabilmiş olmayı Mirza'ya borçlu olduğumu,
Nerede ise her on atışın yarısından fazlasında madeni paraları on beş metreden vurabilmemi köyün korucusunun talimleriyle başarabildiğimi,
Çamaşırlarımın dünya kardeşim hoca efendinin hanımı tarafından yıkandığını,
Ekmek ihtiyacımı yine onun yaptığı temiz lavaş ekmekleri ile karşıladığımı,
Bozo köyünde aşiret savaşları olmasına ve her akşam müsademe içinde kalmamıza rağmen burnumuzun dahi kanamadığını, lojmanın kapısını bir kez dahi içeriden kilitlemediğimi,
Köyün gençleri ile gün aşırı güreş tuttuğumu ve güreşlerin sonucunda unutulmaz dostluklar kurulduğunu,
Köyde yaşayan birkaç cüzamlıdan biri olan hasta bir amcaya bayramlaşma anında elimi uzattığımda bana elini vermeyerek, yüzünün ve ellerinin kalan tarafları ile bana acı içinde tebessüm etmeye çalıştığını,
Ben bilmeden, bilemeden köydeki genç kızların giysilerinin renklendiğini ve bunun tek taraflı aşklar olduğunu sonradan öğrendiğimi,
Köyün tek ve ilk çeşmesinden
Su almaya gittiğimde, korkudan o malum hal başıma gelmek üzere iken, köylülerin o an anlayamadığım sözlerine ekli tebessümleriyle rahatladığımı,
Akşamları
Gaz lambası ışığında köylülerle, Müzeyyen Senar şarkıları eşliğinde içtiğimiz kıtlama çayların tadını, benimle Türkçe konuşmaya özen gösterdiklerini, benim de Kürtçe öğrenmeme yardımcı olduklarını,
sigara içmediğimi bilmelerine rağmen, ısrarla tütün sarmayı öğretmek için sıraya girdiklerini,
Her tokluk kestiklerinde beni mutlaka davet ettiklerini, sonra hep birlikte meşhur aşık kemikleriyle oyunlar oynadığımızı,
Çocuklarını kız olsun erkek olsun mutlaka okutmak istediklerini ve bunun için hiçbir zorlukla karşılaşmadığımı,
Pilli radyomun uzun dalga kanalından Ankara radyosunu dinlemeye bayıldıklarını,
Sabahları Küçük Ağrı ile Büyük Ağrı'nın ardından yükselen sabah güneşini yatağımdan sadece doğrularak görme şansına sahip olduğumu,
Ranzamın bir okul kapısı ve altında dört adet üzüm kasasından mamul olduğunu, onlarla birlikte kışları tezek yakmayı ve yapmayı öğrendiğimi,
Toprak ve tek odalı dam türü evlerde yaşamalarına rağmen paylaşma duygularının olağanüstü boyutta olduğunu,
Tayinim çıktığında ve oradan ayrılma vakti geldiğinde, bütün köy halkı, öğrencilerim ve ben hüngür hüngür ağladığımızı ve beni köyün çıkışına kadar uğurladıklarını,
Unutmam, mümkün olamaz.
Açıldım.
Açılmış oldum.
Sevinç ve
Sağlıklar


Mustafa Nuri Gürsoy 2009

(İAD)

((DİYADİNNET'TEN ALINMIŞTIR...))

20 Ağustos 2009 Perşembe

İLETİŞİM

BİZE ULASMAK İCİN E-MAİLİMİZDEN ULAŞABİLİRSİNİZ(SPONSORLUGA HER ZAMAN ACIGIZ)
E-MAİLMİZ : dergiler_dergisi_04@windowslive.com
serhatmazlumozden@hotmail.com
HAYATIN ZORLUKLARI İLE YÜKSELEREK BURAYA KADAR GELEN VE SİZLERDEN YARDIM BEKLEYEN BU KÜÇÜK DERGİYE YARDIMLARI VE YARDIM EDECEK OLAN HERKESE AMA YARDIM EDECEK BÜTCESİ YETMEYİP BİZLERE DOĞA EDEN HERKESE VE HERKESE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZZZZ

YENİ PROJELER RESMİMİZ




9 Ağustos 2009 Pazar

DİYADİNLİ AVRUPA ŞAMPİYONU DERYA ALTINTAŞ


Avusturya'nın Tefles kentinde yapılan Avrupa Dağ Koşusunda 5 kilometreyi 23 Dakika 15 saniyede koşarak Altın madalya kazanan 19 yaşındaki Derya Altıntaş Üniversiteye sınavsız girme hakkı kazandı.
Ağrı'nın Diyadin ilçesinde yaşayan ve Avusturya'nın Tefles kentinde 12 Temmuz'da yapılan Sekizinci Avrupa Dağ Koşusunda 5 kilometreyi 23 dakika 15 saniyede koşarak Altın madalya kazanan 19 yaşındaki Derya Altıntaş, üniversiteye sınavsız girme hakkı elde etti.


Avrupa Dağ Koşusu Şampiyonası'nda Türkiye'ye üç bireysel, bir de takım şampiyonluğu getiren Derya Altıntaş "Diyadin'de sporla uğraşan kız öğrenci sayısı bir elin parmakları kadar. Çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Diyadin'de kız çocukları liseye dahi gidemezken babam bana hem liseyi okuttu hem de sporcu olmama izin verdi. Dört yıl kadar önce yapılan bir seçmelerde derece alarak atletizme başladım. Diyadin'e tarihinde ilk Avrupa Şampiyonluğunu ben getirdim" dedi.


Ağrı Naci Gökçe Lisesinden mezun olan ve ÖSS'den 205'in üzerinde puan
alan Derya Altıntaş, okulların tatil olmasından sonra girdiği ilk önemli yurt dışı sınavından Avrupa Şampiyonu olarak çıktı. Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu'na sınavsız girecek olan Altıntaş, Avrupa şampiyonluğu sayesinde önemli avantaj elde etti.


Öte yandan antrenör Behram Vural, Derya Altıntaş'ın çok çalışkan ve başarılı bir sporcu olarak adından uzun yıllar söz ettireceğini söyledi.

8 Ağustos 2009 Cumartesi

YENİ MODERN ŞEHİR AĞRI







Vali Mehmet Çetin; üretim, istihdam ve refah için çalıştıklarını söylüyor; eğitime, spora ve üretime çok önem verdiklerini belirtiyor. Başkan Hasan Arslan da; modern otogarlı, jeotermal enerjiyle ısınan, Suyu ve atıksuyu arıtılmış, yolları yapılmış, yemyeşil bir Ağrı müjdesini veriyor...
Türkiye'nin en yüksek dağı (5 bin 137 m.) efsanevi Ağrı
ile özdeşleşmiş, İran sınırında bir serhat şehri. Tarihî İpekyolu üzerinde bulunan, yüksek platolarla kaplı, sıcakkanlı insanların şehri... Ekonomik potansiyeli yüksek, fakat fert başına düşen milli geliri en düşük olan illerimizden.
Ağrı’yı düşme hattından çıkarmanın mücadelesini verdiklerini, cehalet ve sefaletle savaştıklarını söyleyen Vali Mehmet Çetin, ilin potansiyellerini çok iyi bildiklerini ve hedefleri belirlediklerini anlatıyor. Devletin yapması gerekenler yapılacak, yatırımcıların önü açılacak.
Sağlık ve eğitim problemlerinin çözülmesi için peş peşe hastane ve okul projeleri devreye sokuluyor. Tarım ve hayvancılığın geliştirilmesine büyük önem veriliyor. Havzaların sulanma projeleri hızla devam ediyor. Yazıcı Barajı bitmiş. Vali Mehmet Çetin, mesaisinin çoğunu ekonomik yatırımlar için ayırıyor. Yatırımcılarla görüşmeler yapılıyor. 12 bin 500 başlı modern besicilik projesi hazır, baraj yakınında bir yıl içinde bu proje uygulamaya konulacak.

TURİZM GELİŞTİRİLECEK

Vatandaşın bu tür projeleri sahiplenmesi, benzer projelere teşebbüs etmesi, daha bilinçli şekilde hayvancılık yapması hedefleniyor. Besici bu projeyi benimserse, bu proje tutarsa, Vali Çetin her yıl bu tür iki projeyi uygulama sözünü veriyor; karın tokluğuna değil, insanımızın refah seviyesini yükseltmek için çalıştıklarını söylüyor. Dünyaca bilinen; inanç turizmi ve dağcılık için bulunmaz değeri olan Ağrı Dağı daha çok gündeme getirilecek; turizmin geliştirilmesine çalışılacak. Ağrı Dağı’nın 3 bin 200 metre rakımlı kısmında kamp yeri ve teleferik yapılacak, dağcılık özendirilecek. Mimari bir şaheser olan İshak Paşa Sarayı turizmin yıldızı yapılacak. 500 litre/saniye’lik hacimli Diyadin kaplıcaları değerlendirilecek. Hem içmece hem de Sıcaklığı çok fazla olan bu kaplıcalardan seracılıkta da faydalanılacak. Vali Mehmet Çetin, üretim, istihdam ve refah için çalıştıklarını söylüyor; eğitime, spora ve üretime çok önem verdiklerini belirtiyor. Bölgeye çok para aktarıldığı halde karamsarlığın bir türlü dağıtılamadığını ifade eden Ağrı Valisi Mehmet Çetin, bunu iki sebebe dayandırıyor: Birincisi; ekonomik alanda istenen seviyede gelişme sağlanamaması, vatandaşın yeterince iş ve aş sahibi yapılamaması. İkincisi de; insanlarımıza günlük hayatlarını daha keyifli hale getirecek altyapının bulunmaması... Vali Çetin bu iki konuda yoğunlaşmış, “Ağrı’lı en iyi hizmete layıktır” diyor, psikolojik kırılma yapmak istediğini belirtiyor. “Ey Ağrı’lı sen bizim için kıymetlisin” diyor, devletin verdiği önemi hissettirmeye çalışıyor. Bunun için spor tesisleri kuruluyor, büyük bir kongre merkezi için çalışılıyor. İçinde sinema, Tiyatro, müze, kafe ve alışveriş merkezlerinin, 500 kişilik toplantı salonunun bulunduğu 12 bin metrekarelik dev bir kongre ve kültür merkezi... Yanında da okul ve anaokulu. Önümüzdeki yılın sonunda faaliyete geçmesi planlanan bu merkez sürekli açık olaca
KAYNAKLAR İSRAF EDİLMİŞ

İllere aktarılan paraların da israf edildiğini, 40 trilyon harcanarak yapılan yolların bir yıl dayanmadığını ifade eden Mehmet Çetin, bunun değişmesi gerektiğini belirtiyor. 3 trilyon harcayarak, her türlü makine ile donatılmış 3 ekip kurduğunu, daha önce 14 trilyona mal edilmiş köy yolunun daha kalitelisini 1.5 trilyona gerçekleştirdiklerini anlatan Vali Mehmet Çetin, bu savurganlığa mutlaka son verilmesi gerektiğini belirtiyor. Bölgede güzel şeyler de olduğunu, ama her nedense bazı olumsuzluklar abartılarak verilirken, güzelliklerin görülmediğini; oysa gelişmiş ülkelerde bunun tersi olduğunu anlatan Vali Çetin, bu yanlışlıkların bölgeye pahalıya mal olduğunu söylüyor.

MODERN BİR ŞEHİR OLUŞTURULACAK

Ağrı Belediyesi, kışları sert ve uzun geçen şehrin ısınma problemini kökten halletmek için proje hazırlamış. Diyadin’deki termal Su getirilecek, Ağrı bu enerji ile ısıtılacak. Hem kirlilik bitecek, hem de vatandaş çağdaş bir şekilde ısınacak. Ağrı’nın 4 Mahallesi kentsel dönüşüme tabi tutulacak. TOKİ ile iş birliği yapılarak, modern bir Ağrı oluşturulacak. Bir Mahallede çalışmalar başlamış bile...
Başkan Arslan: Sözümüzü tutacağızAğrı’da, Belediye Başkanlığı seçimleri çok çekişmeli geçmiş, yeni başkanın seçilmesi kolay kolay hazmedilememişti. Şimdi Sular durulmuş, Başkan Hasan Arslan hızlı bir şekilde işe girişerek, söz verdiklerini bir bir gerçekleştirme telaşında. Başkanın makamı her zamanki gibi kalabalık. Bir vatandaş, şahit olduğu bir olayı aktarıyor. Birisi pencereden pet şişe atmış, komşuları tepki göstermiş, “eskiden her taraf çöp içinde idi, biz de atıyorduk, ama şimdi şehir tertemiz, kirletmeye utanmıyor musun” demişler. Başkan, gelir gelmez şehrin temizliği ile işe başladıklarını ve başardıklarını söylüyor, projelerini bir bir gösteriyor. Yollar, köprüler, parklar, 17 halı saha ve başka projeler... Belediyenin kurumsal kimliğinin bulunmadığını, gelir-gider tablosunun bozuk olduğunu ifade eden Başkan Arslan, bütün bunların üstesinden geleceklerini söylüyor. Şehrin problemlerini bilerek göreve talip olduğunu söyleyen Belediye Başkanı Hasan Arslan, “Ne söz verdiysek, 5 yıl içinde hepsini yapacağız” diyor. İlk etapta geçmişten gelen problemler bitirilecek. Modern otogarlı, jeotermal enerjisiyle ısınan, suyu ve atıksuyu arıtılmış, katı atık deposu bulunan, yolları yapılmış, yemyeşil bir Ağrı olacak... Kültürel faaliyetlerin, sempozyumların, konferansların yapıldığı yep yeni bir Ağrı... Başkan Arslan, bütün bunların sözünü veriyor.
Yazıcı barajından içme suyu getirilecek, şehir kuyu suyundan kurtulacak. Bu sayede aylık 200 bin TL tasarruf yapılacak, su fiyatları muhtemelen yüzde 40 oranında düşürülecek. Şehir içindeki kanalizasyon ve su şebekesi sıfırlanacak, sızıntılar ve aksaklıklar bitirilecek. Maliyetinin yüzde 75’i AB tarafından karşılanacak arıtma tesisi yapılacak.
Ağrı’da çok sayıda spor
alanı açılmış, şehir stadı spor yapanlarladolup taşıyor. Çocukların, art niyetlilere Alet olmaması için sporaönem veriliyor.
En genç rektörAğrı
İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İrfan Aslan 39 yaşında, Türkiye’nin en genç rektörü. Makamında ziyaret ettiğimiz Rektör Aslan, 4 yıl sonra 10 bin öğrencileri olacağını, bunun da Ağrı için en az 5 fabrika kadar katma değer oluşturacağını söylüyor. İçinde Araba olmayan tek kampüs 4 yıl sonra bitecek, 100 bin Ağaç dikilecek. Binalar Ağrı mimarisine göre yapılıyor. “Hedefim, halkla bütünleşmiş, kültürünü özümsemiş, halka ufuk açabilen farklı bir üniversite” diyen Rektör Aslan, insanlara tepeden bakan hiç kimseyi üniversitede barındırmayacağını söylüyor... Rektör Aslan, Ağrı için bir şans...

TİCARET VE SANAYİ ODASI BAŞKANI:
Yatırımcı buraya çekilmeliAğrı Ticaret ve Sanayi Odası’nın Başkanlık koltuğu 22 seneden sonra ilk defa değişiyor. Makamında ziyaret ettiğimiz yeni Başkan Mehmet Erat, yeni teşvik sisteminin kendilerini tatmin etmediğini söyleyerek, “Malatya ile Ağrı aynı avantajlara sahipse, yatırımcı neden buraya gelsin?” diye soruyor. Fert başına düşen 568 dolarla Türkiye’nin en yoksul ili olan Ağrı gibi iller için başka tedbirlere ihtiyaç olduğunu söyleyen Erat; yatırımcıyı buralara getirebilecek cazip şartlara ihtiyaç bulunduğunu, belli bir süre vergi muafiyeti gibi avantajlarla bu illere mutlaka el atılması gerektiğini açıkladı. Erat, aksi halde mevcut teşvik sisteminin faydasının olamayacağını belirtiyor. Mera, tarım ve hayvancılık için cazip teşvikler olması durumunda, merası çok olan Ağrı’nın bu alanda belini doğrultabileceğini söyleyen Oda Başkanı, bölgeyi bilmeyen bürokratların yanlış uygulamalarının ceremesini çektiklerine değiniyor. Sınır ticareti ile ilgili yeni uygulamanın da kendilerini hayal kırıklığına uğrattığını ifade eden Mehmet Erat; şeker, çay, fındık içi, petrol ürünleri gibi bölge insanının ihtiyaç duyduğu bütün malların yasak kapsamına alındığını söylüyor ve “İnsanlarımıza lazım olmayan, talep edilmeyen malları ne yapalım?” diye soruyor. Erat, “Önceki uygulamalarda iller mücavir olarak kabul ediliyor, buralarda çeşitli mallar satılıyordu, şimdi bu da kalktı. Çevredeki illerin de Ağrı ekonomisiyle bağlantısı bulunmuyor. İran sınırındaki Gürbulak Kapısı da sınırlandırılıyor” şeklinde konuştu. Yetkililerin mutlaka buralara gelerek, problemleri yerinde tespit etmelerini isteyen Başkan Erat, Ankara veya İstanbul’da oturmakla bölge gerçeklerinin fark edilemeyeceğini ifade ediyor.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

AŞİRETÇİLİK VE KAN DAVALARI


15.07.2009 tarihli ''ilkadimdergisidiyadin.blokspot.com'' haber sitesinde iki Aile arasındaki barış haberine gelen yorum ve değerlendirmeler beni çok duygulandırdı. İnanınız ki gözlerim yaşardı. Meğerse insanlar bu anlamsız ve manasız kavgalardan ne kadarda rahatsız ve muzdaripmiş, ne kadar barışa huzura kanıksamışlar.


Haklılar çünkü bu gençler gözlerini hayata açtıkları Günden bu Güne kadar hem bölgedeki huzursuzluklar, çatışmalar, kavgalar hem de aşiretçilik ve ilkel kan davalarından kaynaklanan çatışmalardan, huzursuzluklardan, düşmanlıklardan, kan ve gözyaşlarından başka bir şey görmediler.
Bu anlamsız çatışmalar sonucunda, ya ailelerinden birini
toprağa verdiler ya da cezaevine yolladılar ya da bir Gün bu olaylar bizimde başımızda gelir endişesiyle köylerini, baba ocaklarını, evlerini, barklarını, terk ederek başka Diyarlara göç etmek zorunda kaldılar.
Belki gittikleri yerlerde yaşam standartları bırakıp gittikleri köylerindekinden çok daha yüksek olabilir amma Baba toprağının hasreti eminim ki içlerini yakıyor. Zaten gelen yorumlardan da açık bir şekilde görülüyor bu.
İnsanın doğup büyüdüğü çocukluğunu geçirdiği koşup oynadığı yerin tadını hiçbir şey veremiyor. Bunu ancak yaşayan bilir. Hani bülbülü
Altın kafese koymuşlar ya, o yine ‘’Ah vatanım Vah vatanım’’ demiş. Onun vatanı neresi biliyor musunuz? Dikenlerin başı ve dikenli çalılıklar.
İşte yanan, kan ağlayan yürekler bu yürekler. Onun için barışa huzura kardeşliğe bu kadar susamışlar. Çünkü ateş düştüğü yeri yakar. Yaşamayan bilmez, acıyı ekmeğine katık yapmayı, zulümle tebessüm etmeyi.
Şairin deyimi ile;‘’Zülüm içinde tebessüm acı hem de nasıl acıÇeken bilir kardeş çekmeyenler yabancı’’
Çekmeyen ne bilsin, zulmün acısını tatmadıkça. Ölümün soğuk nefesini ensesinde his etmedikçe.
Toplumun belki yüzde 95 i bu çağdışı ve manasız aşiretçilikten kaynaklanan kan davalarından muzdarip; Amma buna karşın yüzde beşlik bir azınlığın anlayışı ne yazık ki toplumun hayatına hâkim. Toplum da bu ilkel ve sakat anlayışa kaderiymiş gibi rıza göstermektedir.
Şöyle ki; İşin en Acı ve en vahim tarafı da şu ki, bu ilkel kan davalarından muzdarip toplum kesimi ve özelikle okumuş, aydın insanlarda buna tepkisiz kalabilmekte ve yüzde beşlik azınlığınca çizilen hayat tarzını büyük bir teslimiyetle benimsenmekte ve bu onur kırıcı harekete katlanabilmektedirler.
Bu da insan onurunun ve şerefinin ayaklar
Altına alınması demektir. Bunun hazmı ve buna sessiz kalınması da kabullenebilecek bir durum olmasa gerek. Buna karşı çıkılmazsa asırlarca süre gelen bu yanlış ve ilkel anlayış kim bilir belki asırlarca sürecek ve yine nice gencecik bedenler ya zindanlarda ya da Toprakta çürüyecek ve nice annelerin yüreği yanacak, eşler dul çocuklar yetim kalacak. Niceleri de yerini yurdunu terk etmek zorunda kalacak. Ve gittikleri yerlerde de ömür boyu ölüm korkusu ile kaşıyacaklar.
Kısacası topluma yön veren sakat ve ilkel düşünceler insanların hayatını çekilmez hale getirerek cehennem hayatına çevirmeye devam edecekler.
Ne adına? Bir hizipçilik ve aşiretçilik uğruna.
Bazı siyasiler oy’a çevirme hesabı ile Aşiretçiliği körükleyerek zinde tutmaya çalışmaktadırlar. Çünkü onlar aşiretleri oy deposu olarak görüyorlar. Bu unsur onların varlık sebebidir. Eğer Bu unsur biterse siyası hayatlarını de biteceğini çok iyi biliyorlar.
Küçük bir azınlık olan çıkar grupları ile aşiretçilikten nemalanan ve medet uman bazı siyasiler ve bunlara çanak tutanlar, mağdur ve mazlum bu halkın geleceğini ipotek altına almaktan artık vazgeçmelidirler.
Artık insanlarında bu oyunu görmesi, bu anlayıştan olan menfaat gruplarının ve siyasilerinde bu yanlıştan dönmeleri lazım.
Mazlum, mağdur insanların kan ve gözyaşları üzerinde, itibar, servet, ikbal ve siyası rant, sağlayanlara, toplumun tüm katmanları (bilinçli insanları, aydınları ve aklıselim sahipleri) dur demesi lazım.
Bunun bir yazgı ve kader olmadığını insanlara izah edilmesi lazım. Çünkü toplum öyle şartlandırılmış ki bu düzene karşı gelmek sanki değer yargılarına, Mukaddes değerlerine karşı geliniyormuş gibi bir anlayış hakim.
Artık bilgi, teknoloji ve internet çağındayız. Dünya insanları uzayın derinliklerine gitmeyi, İnsan kopyalamayı, ışınlamayı tartışırken bakın biz hala ne ile uğraşıyoruz ve neyi tartışıyoruz.
Tüm Dünya milletleri, ilimi, irfanı rehber edinirken, Yüce İslam dini de bunu farz kılmış iken, hala okuma yazması bile olmayan cehalet çukuruna yuvarlanan birleri, benim halkımın rehberi olmaya devam ediyor.
. Bu da halkımıza ve insanımıza hem zulüm hem de büyük bir hakarettir.
Aşireti, Aşiretçiliğe çevirmedikçe, aşiretçilik adına insanları bir birine düşürmedikçe, toplumda kin nefret tohumunu ekmedikçe, ayrılıklara sebebiyet vermedikçe, bir zülüm unsuru, ölüm kusan bir silah, siyası rant aracı olarak kullanılmadıkça kimsenin bir diyeceği olmaz
Bu durum böyle giderse, gelecek nesillerin bugün ki sorumlu konumdaki dedeleri hakkında pek iç açıcı sözler sarf etmeyecekleri bir gerçektir.
Bu gidişatın değişmesinde pek ümitli değiliz çünkü bu derin yaraya neşter atacak bir cerraha ihtiyaç var, bu dertleri dert edinecek ve sahiplenen birlerine ihtiyaç var. Şimdilik görünürde öyle bir ümit yok.
Yanı şimdilik bu gidişatı değiştirecek kimseler yok. Amma
kimsesizler kimsesidir. En büyük ümidimiz, dileğimiz ve tesellimiz de budur.
Hiç kimsesiz kimse yok, var her kimsenin bir kimsesi, kimsesiz kaldık yetiş ey kimsesizler kimsesi.
Duasını eksik etmeyelim halkımızın ve çocuklarımızın geleceği için.Bu kanın, vahşetin durması ilkel bir anlayış olan kan davalarının kalkması için bakın gençler söz konusu sitede nasıl feryat ediyorlar adeta yalvarıyorlar.
Yorumlardan Bazıları
‘’yapılan bu barışın tüm Diyadin ve İslam alemine mutlu yarınlar içinde kardeşlik ve sevgi içinde mutluluk ve huzur getirmesini temenni ederim. Katkısı olan tüm Diyadin halkına sevgilerimle... SERVET DİLAN
Bu barışta emeği geçen herkese minnettarız.diyadinnet ailesine de bu ilgilerinden dolayı çok teşekkür ediyoruz.
Her iki
Ailenin de bundan sonra daha dikkatli olmalarını temenni ediyoruz...
Ben ağrı Diyadinliyim 2 yıldır İstanbul da ikamet ediyorum bu haberi duyunca çok sevindim her iki ailenin barışmasına sebep olan herkesin Allah yardımcısı olsun
Halkımızın daha insancıl yarınlarda yaşaması için bu feodal ve bir o kadar da vahşi olan değerlerin bir daha yaşanmaması umuduyla BARIŞA inanan herkesi yürekten selamlıyorum.
Böyle olayların bir daha yaşanmaması için cenabı Haktan niyaz ediyorum. Sevgili gençler, artık eski, orta çağın cehalet ve düşünceleri bırakalım. Bu çağ artık kan davası çağı değil, bilgi, akıl ve teknoloji çağıdır. Artık birlik olalım. İnan ki kırk yaşındayım, otuz senem Diyadin de geçti. Bir gün rahat, huzurlu yaşamadım. Hep şu ağa bu bey artık bunların peşinde gitmiyelım doğruluğun ve
Adaletin peşinde koşalım.Sevgi, barış, huzurlu bir dünya dileği ile hoşça kalın……………Hacıhalıtalı Feyat Yaşar.
Bu nedenlerden dolayı hep geride kalıyoruz ve barışmalarına çok mutlu oldum ve birde benim koyum hadi hayırlısı inşallah diğer aşiretlerde barışır.
Kan davası ve
Kısır düşünceler ne zaman ki bu memleketi terk ederse o zaman varırız belki bir yerlere. Bu asırda var mı böle bir saçmalık daha. Memleketin başına kâbus gibi çöken bu zihniyeti istemeyelim artık ve de desteklemeyelim diyorum. Yazık artık bir kişinin anlık sinirinden kaynaklanan hatasını bir gruba ve de topluma mal etmeyi terk edelim artık. Beynimiz başka şeylere çalışsın.İş isteyelim, hak özgürlük ve de demokrasi. Bir şeyler üretelim artık tüketmeyelim var olan umutlarımızı... uzaklardan..
Ben şefik yüce aşağı dalören köyünde doğdum 20 yıldır aydın ilinde yaşıyorum benim köyümde kan davası söylentilerine çok rahatsız oldum biz hangi çağda yaşıyoruz o kadar mı cahil kalmışız hâlâ daha aşiretçilik kan davası peşine koşuyoruz adam vurmaktan hala övgü veriyoruz ne ayıp bir şey çocuklarımıza kötü örnek oluyorlar çocukların eline silah değil
Kalem vermeniz gerekmez mi adam öldürme yerine iş sahibi yapmak değil mi paranızı avukatlara vermekten çocuklarınızın okul masraflarına vermek değil mi her gün mahkeme kapılarına birbirine iftira atmaktansa daha güzel yaşamak hakkınız değil mi aşiretçilik yapmaktansa milliyetçilik daha iyi değil mi onun için herkesi daha bilinçli daha akıllı kavgasız güzel bir hayat istiyorum memleketime selam 10.08.2008 ŞEFİK YÜCEALLAH İNŞALAH TÜM MÜSLÜMANLARI KAZA VE BEALLALARDAN KORUSUN İNŞALAH BUNDAN SONRA BÖLE BİR HATA VE ÖFKEYLE KALKMAZLAR İSYANIM ALLAHA DEĞİL Bütün ALLAHSIZLARA VURAL BEY?
Her zaman demişim benim köyüm inci tanesi kadar değerlidir fesatlar aramıza girmesinler ÖZAL POLAT’’
Noktasına virgülüne dokunmadan gençlerin dertlerini, ızdırablarını, arzularını aktardım. Gerisini vicdanlara bırakıyorum.
Hacıhalıtlı Feyat’ın, Şefik YÜCE’nın ve uzaklardan rumuzu ile feryat eden hemşerimizin söyledikleri kulaklarımızda çınlasın.
Aşiretçilik, halkımızın özgür gelişimi ve demokratikleşmesi önünde hâlâ
Ayak bağı olarak duruyor. Toplumun gelişmesinin Anahtar kavramı aşiretçiliktir.
Aşiret kavramı; ilk çağlardan beri bir toplumsal örgütlenme biçimi olarak şekillenmiş ve sonrasında yerini yeni örgütlenmelere bırakıp tarih sahnesinden çekilmiş değil, aksine günümüze kadar çok az değişikliğe uğrayarak toplumların tarihini belirlemiştir.
Başka bir anlatımla;Aşiret ile aşiretçilik farklı kavramlardır.Aşiret kavramı; her kavim ve millette mutlaka çeşitli şekilleri ile bulunur. Bu kimi zaman klan olarak adlandırılır, kimi zaman kavim veya başka isimlerle zikredilir (Kaynaklardan toplum hiyerarşik teşekküllü, Yukardan aşağıya doğru şöyle sıralanmaktadır, boy (kabile, taife), Aşiret, cemaat, oymak,
Mahalle, oba (aile)) olsa da her zaman var olagelen ve insanlığın fıtratından olan bir örgütlenme şekli olarak tezahür etmektedir.
Aşiretçilik ise aşiret kavramını haksız bir amaca ulaşmak için bir araç olarak kullanılmasıdır. Hizipçiliktir, Ayrılıktır, aykırılıktır..
Bizim burada temas ettiğimiz ve eleştirdiğimiz, Aşiret değil aşiretçiliktir.
Aşiret kavramı, Günümüzde eğer birileri elinde zülüm aracı olarak kullanılıyorsa, mazlumu zalime ezdiriyorsa, aşiret adına aşiretçilik yapılıyorsa yanı bu sistem mazlumu, mağduru, zayıfı korumuyorsa o zaman tarihin içindeki misyonunu tamamlaması lazımYüce Allah Kuran’ı Kerimde Şöyle buyuruyor;
‘’Sizleri kavim kavim yaratım ki birbirinizi tanıyasınız’’
Cenabı hak insanların bir birini tanınması için kavim kavim, aşiret aşiret tayfa tayfa olarak yaratmış yoksa bir birini boğazlaması için değil.
İkinci bir ilahi ikaz;‘’Bir insanı haksız yere öldüren tüm insanları öldürmüş gibidir.’’Bakın iki cihan Serverı peygamberler Peygamberi gönüler sultanı Hz. MUHAMMED (s.a.v) bin beş yüz küsur
yıl önce kan davasının cahiliye dönemlerin ilkel bir âdeti olduğunu ve ayaklarının altına aldığını vurgulayarak şöyle buyuruyor; İlk insan Hakları evrensel bildirgesi olan veda hutbesinde;
‘’ Ashabım! Dikkat ediniz cahiliye den kalma bütün adetler kaldırılmıştır. Ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib’in torunu İlyas bin Rabia’nın kan davasıdır….’’
Evet, kaldırdığı ilk kan davası amcasının torununun kan davasıdır.Şimdi soruyorum; Ölüm makinesi haline getirilen genç kardeşim, bu kadar gerçekler karşısında ve bu ilahi ikazlara, rağmen hâla aşiretçilik adına ölmeye öldürmeye devam mı? Yoksa insanca, kardeşçe yaşama yönünde mi Kararın?


KAN’IN, GÖZYAŞININ OLMADIĞI BİR DÜNYA DİLEĞİYLE...

(İAD)